ATK Genel Başkanı MHP İstanbul Milletvekili Cemal Çetin TBMM genel kurulunda Avrupa Türklüğünün sorunlarını ve beklentilerini dile getirdi


Avrupa Türk Konfederasyon (ATK) Genel Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İstanbul Milletvekili Cemal Çetin TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada “Elli sekiz yıllık göçmenlik, elli sekiz yıllık misafir işçilik, elli sekiz yıllık yabancılık olmaz; elli sekiz yıllık gurbetçilik, Almancılık da olmaz. Biz, artık, Türklerin kalıcı olduğuna inanıyoruz ve buna "Avrupa Türklüğü" diyoruz.“ İfadelerini kullandı.

 

ATK Genel Başkanı MHP İstanbul Milletvekili Cemal Çetin TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşma metni:

 

MHP GRUBU ADINA CEMAL ÇETİN (İstanbul) - 

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin 8'inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, Gazi Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum. 

 

Biz bütçe hakkımızı kullanarak gayrisafi yurt içi millî hasılanın yaklaşık yüzde 22-23'ünün toplanması, kamu harcamaları adı altında yeniden dağıtılması ve aradaki fark için de borçlanması için Hükûmete yetki veriyoruz.

 

Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sonsuz. Kıt kaynaklardan tahsis edilen kamu harcamaları yapılırken doğru, yerinde ve tasarruf kurallarına uygun hareket edilmesi, hukuki bir zorunluluk olduğu kadar vicdani bir sorumluluktur da.

Kaynaklarımızın kıtlığı bizi elli sekiz yıl önce yurt dışına para kazanmak için işçi olarak gitmeye zorlamadı mı? Batı Avrupa'ya ülkemizdeki kaynak kıtlığından dolayı gitmek zorunda kalan insanlarımızın zannedilir ki çok rahat hayatları var.

 

Değerli milletvekilleri, Batı Avrupa'daki Avrupa Türklüğünün bazı sıkıntılarını vaktimiz yettiğince sizlerle paylaşmak istiyorum fakat işin aslı öyle değildir. Avrupa Türklüğü geçen elli sekiz yıl içerisinde oralarda tutunabilmek için büyük mücadeleler verdi. Avrupa'nın çeşitli ülkelerine para kazanmak amacıyla giden birinci nesil dilini bilmedikleri, dinine ve kültürüne yabancı oldukları ülkelerde en ağır işlerde çalıştırılarak büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldılar.

 

Türkleri oraya davet edenler, onların insan olduğunu, bir entegrasyon sürecine ihtiyaç duyulacağını düşünmeden hemen işçi yurtlarına yerleştirdiler, ertesi gün de işe gönderdiler. Ülkemizse insanlarımızın ihtiyaçlarını giderecek ikili anlaşmaları yeterince yapamamıştır; insanlarımız ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı gibi insani olmayan uygulamalar nedeniyle toplumdan dışlanmış, ikinci sınıf insan muamelesi görmüşlerdir. Oysaki Türkler yaşadıkları ülkelere sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan çok büyük katkılar yapmış, hâlen de yapmaktadırlar.

 

Elli sekiz yılı aşan göçün ardından artık dördüncü nesil oralarda hayatını sürdürmektedir. Elli sekiz yıllık göçmenlik, elli sekiz yıllık misafir işçilik, elli sekiz yıllık yabancılık olmaz; elli sekiz yıllık gurbetçilik, Almancılık da olmaz. Biz, artık, Türklerin kalıcı olduğuna inanıyoruz ve buna "Avrupa Türklüğü" diyoruz.

 

Avrupa Türkleri, yaşadıkları devletlerin anayasasına saygılı, kanunlarına riayet ederek, dinî inancına ve kültürüne saygılı, uyum içerisinde hayatlarını sürdürüyor. Aynı hoşgörüyü ne yazık ki üzerinde yaşadıkları devletler onlara çok görüyor.

 

Özellikle, son yıllarda, Türklere karşı yürütülmekte olan uyum ve entegrasyon politikaları, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda şartları daha da ağırlaştırmıştır. Ayrımcılığa dayalı çeşitli düzenlemeler ve asimilasyon politikaları herkesin malumudur. Yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı, yaşanan en büyük sorunlardandır; yalnız sokaklarda değil, devlet dairelerinde, okullarda, iş yerlerinde ve hayatın her alanında karşılarına çıkmaktadır. Politikacılar, seçimlerde göçmenleri malzeme olarak kullanarak yabancı düşmanlığını körüklemektedirler.

 

İnsanlarımız oralarda diri diri yakıldılar. Mölln ve Solingen'de yaşanan acılar tazeliğini korumaktadır. NSU'lu katiller 7'si Türk, 9 esnafı katlettiler. Bu katillere gerekli cezalar verilmedi. Katliamın araştırılıp gerçeklerin su yüzüne çıkarılması yerine, Alman mahkemelerince olaylar örtbas edildi.

 

Üçüncü ve dördüncü nesil Türkler, yaşadıkları ülkelerin dilini çok iyi konuşmalarına rağmen ana dilleri Türkçeyi unutmaktadırlar. Türkçe önündeki engeller her geçen gün artırılmaktadır. Okullarda okutulan yardımcı Türkçe dersleri kaldırılmıştır. Türkiye'den öğretmen gelmesi engellenmiş, çocuklarımızın okul bahçelerinde bile Türkçe konuşmaları suç sayılmaktadır. Oysa ki dilini ve dinini düzgün öğrenen bir çocuğun daha sağlıklı, kişilikli, kimlik bunalımına düşmeyeceği uzmanların hemfikir olduğu bir gerçektir. Kimlik bunalımına düşmüş nesiller her türlü yönlendirmeye açıktır. Bu noktadan hareketle kültürel kimliğimiz olan Türk kimliğinin ayrılmaz parçaları olan Türkçenin ve dinimizin doğru bir şekilde çocuklarımıza öğretilmesi en doğal haklarıdır.

 

Aile birleşimine de engeller getirilmektedir. Türkiye'den evlenen gençler eşlerini yaşadıkları ülkelere getirememektedir, önlerine dil engeli çıkarılmaktadır. Bir dil en iyi o dilin konuşulduğu ülkede öğrenilir. Yani Almanca en iyi Almanya'da öğrenilir.

 

Sözde Ermeni soykırım tasarıları Türklerin yaşadığı birçok Avrupa ülkesi parlamentolarında kabul edilmiştir ve bazı ülkelerde de inkârı suç sayılmaktadır. Ermeni soykırım iddiaları aynı zamanda okullarda ders kitaplarına da girmiştir. Türk çocukları okullarda bu mesnetsiz iddiaya karşı geldiklerinde cezalandırılmaktadırlar. "Düşünce özgürlüğü ve adalet yok, baskıcı bir rejim var." diye haksız yere Türkiye'yi suçlayan AB ülkelerinde bırakın düşünce özgürlüğünü; simgelere, amblemlere bile savaş açılmıştır. Sosyal ve kültürel faaliyetleri yapmak için kiralanan salonlar baskıyla iptal edilmektedir. Avrupa ülkelerinde yuvalanan PKK, FETÖ, DHKP-C gibi terör örgütlerinin Türkiye'ye karşı faaliyetleri serbest bırakılmaktadır. Irkçı veya Türkiye düşmanı PKK'lılar tarafından Türk kuruluşlarına, Türk iş yerlerine, Türk derneklerine, camilere, sokaktaki insanlarımıza yapılan saldırıların ardından "Bunlar zaten Türkiye uzantıları" "Türkiye'ye yakın" "Aşırı milliyetçi" denilerek, saldırıları masum gösterilmeye çalışılmaktadır.

 

Irkçılar ve PKK terör örgütü tarafından Türk federasyona bağlı 265 derneğe fiilî saldırılar yapıldı. Molotofkokteylilerle dernek binaları yakıldı, kurşunlandı, bombalandı ama faillerinin cezalandırıldığına şahit olmadık.

 

Türkiye'den kaçıp Avrupa'ya iltica eden FETÖ'cüler açıktan Türkiye'yi hedef almakta ve o ülkede yaşayan Türk toplumu ve Türk kuruluşlarını dışlayacak kamuoyu oluşturma çalıştırmaktadırlar. Avrupa Türklüğü toplum hayatında önemli yeri olan birçok sivil toplum kuruluşu oluşturmuştur. Özellikle, 1978'de Almanya'nın Frankfurt şehrinde kurulmuş ve şu anda Avrupa Türk Konfederasyona bağlı olan, Avrupa'nın 10 ülkesinde ve hemen her şehrinde faaliyet gösteren Türk federasyonları, tüm engelleme ve iftiralara rağmen vatandaşlarımızın arasında bir gönül ve kültür köprüsü oluşturmuş, her platformda sosyal ve kültürel faaliyetler düzenleyip Türk kimliğinin, dilinin, kültürünün ve yüce dinimizin korunması için hiçbir karşılık beklemeden, hukuk çerçevesinde faaliyetlerini yapmaktadır.

 

Avrupa Türklüğünün, Türkiye'den kaynaklanan sorunları da vardır. Bakanlar kurulu izniyle Türk vatandaşlığından çıkanlara mavi kart verilmektedir. Buradaki işlemlerini yaptırırken, mavi kart, resmî kurumlarda ne yazık ki yeteri kadar tanınmamaktadır ve büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar.

 

Türkiye'de primlerini ödeyerek emeklilik hakkı kazanan Avrupa Türklüğü, emekli olabilmek için artık büyük paralar ödemek zorundadır. Emeklilik maaşları da önceden emekli olanlara göre çok düşürülmüştür. Türkiye'ye gelip uzun süre Türkiye'de kalan, başta emekliler olmak üzere, insanlarımız, sağlık sigortalarında çıkan sorunlar sebebiyle muayene olamamaktadır.

Türkiye'de izinlerini geçirmek isteyen Avrupa Türklüğünün telefonları bloke edilmekte ve uzun süre telefonlarını kullanamamaktadırlar.

 

Türk Hava Yolları biletleri izin dönemlerinde çok pahalı satılmaktadır. Türk Hava Yollarının en büyük yolcu potansiyeli Avrupa Türklüğüdür. Avrupa Türklüğünün, Türk Hava Yollarının gelişmesinde büyük payı olduğu bir gerçektir. Özellikle izin dönemlerinde seferlerin artırılması ve bilet fiyatlarının düşürülmesi gerekmektedir.

 

Tüm sıkıntılara rağmen, Avrupa Türklüğü, 5 milyonu aşan nüfusu, milyarlarca euro ciro yapan iş adamları, her meslekten yetişmiş insanı, üniversiteyi bitirmiş ve üniversiteli gençleriyle Avrupa'da önemli bir toplum hâline gelmiştir.

 

"Diaspora" lafı sadece belli zamanlarda gündeme gelmemelidir. Zaten, Avrupa Türklüğü, Türkiye'yle olan her meseleye duyarlı, maddi ve manevi varlıklarıyla, karşılıksız bir muhabbetle, vatanına, milletine ve bayrağına bağlıdır. Onları kendi kaderleriyle baş başa bırakmamak devletimizin asli vazifesi olmalıdır. Avrupa Türklüğü, güçlü bir Türkiye'yle yaşadığı ülkelerdeki sıkıntıların daha kolay çözüleceğine gönülden inanmaktadır; bölgesinde ve küresel olarak lider ülke Türkiye hedefini yürekten desteklemektedir ve desteklemeye devam edecektir.

 

Sözlerime burada söz verirken 2020 yılı bütçesinin vatanımıza ve büyük Türk milletine hayırlara vesile olmasını niyaz ediyor, yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.